İMPARATORLUKLARDAN ULUS DEVLETLERE VARAN İNSANLIK TARİHİNİN KADERİ
DİJİTAL DÜNYA DEVLETİNE Mİ GİDİYOR?
Dr. Murad KAYACAN (www.muradhoca.com)
Gökhan GÜLER
Son 200 senedir dünyada yaşanan kayda değer gelişmeler yakından incelenecek olursa
neredeyse tüm olup bitenin uluslararası sermayenin yararına olduğu görülecektir. 150-200
sene önce sermayenin hâkimi olanların bugün daha da büyüyerek güçlerine güç kattıkları
görülecektir. Söz konusu sermaye gruplarının etki ettikleri/yarattıkları uluslararası sistem
sayesinde bir diğer ifade ile ekonomik güçlerini büyük bir siyasi güce dönüştürdükleri de
rahatlıkla görülebilir.
İmparatorluklar bilindiği üzere 1789 Fransız İhtilali sonrasında zaman içerisinde çözülmeye
bağlayarak yerlerini Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğunda olduğu
gibi ulus devletlere bırakmışlardır.
Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi 1776’da ilan edilmiştir. 1776’da ilan edilen Amerikan
Bağımsızlık Bildirgesi’nde bakın neler yazıyor? Gelin hep birlikte bir hatırlayalım. Öncelikle
şunu görüyoruz ki o tarihte ABD’deki Alman ve Fransız kanatların Amerikan Bağımsızlık
Bildirgesi’nde oldukça etkili oldukları göze çarpıyor. Öyle ki Amerikan Bağımsızlık
Bildirgesi’nde İngiliz Kralı’na hitaben bizi soyup soğana çevirdin. Vatandaşlarımıza eziyet ettin
vb ifadeler yer alıyor!
Burada gözden kaçırılmaması gereken konu ABD’deki Alman ve Fransızların el ele vererek
İngilizlere karşı savaş açtıkları gerçeğidir. Sonuç itibarı ile ABD’deki Alman ve Fransızlar o
tarihte İngilizleri ABD’den kovduruyorlar! İngilizlerde bu gelişmenin ardından 1789’da Fransız
Kralı’na karşı Fransız İhtilali’ni organize ederek destekliyorlar! Fransız İhtilali konusunda daha
pek çok etken olsa da ana etken olarak İngilizlerin Fransız Kralı’nı cezalandırma isteği öne
çıkmaktadır!
Bilindiği üzere Fransız İhtilali imparatorlukların hızla yıkılıp ulus devletlerin oluşmasına vesile
olmuştur. 1905’de Rus, 1911’de Çin Devrimi gerçekleşmiştir. 1905’deki devrimin ardından
1917’de Bolşevik Devrimi gerçekleşmiş ve Rusya’da Komünizm ilan edilmiştir. 1908 II.
Abdülhamit II. Meşrutiyet’i ittihatçıların zoruyla ilan ediyor ve Osmanlı imparatorluğunun
dağılma süreci başlamış ve içerisinden birçok ulus devlet çıkmıştır. 1911 Çin Devriminin
ardından da 1945’de MAO üzerinden Çin’e Komünizm gelmiştir.
Burada en dikkat çekici ayrıntı 1905 Rus, 1908 Abdülhamit ve 1911 Çin Devrimindeki tüm
finansör ve organizatörlerin aynı kişiler olduğu görülmektedir.
Yukarıda Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin 1776’da ilan edildiğini ifade ederek bazı
saptamalarda bulunmuştum. Sanırım dünya tarihinde en çok suikasta uğrayan, bu çerçevede
yaralanan, hastalanan ver hayatını kaybeden devlet başkanları da ABD’dedir! ABD Temsilciler
Konseyi’nin devlet başkanlarını azletmeye yönelik girişimleri de cabasıdır…Bakınız, ABD’de
atom bombasının atılmasını istemeyen Başkan Franklin D. Roosevelt o dönem ansızın görev
başında rahatsızlanarak hayatını kaybetmiştir! Yaşanan bu gelişme üzerine ABD Başkanlığına
hali hazırda Başkan Yardımcısı olarak görev yapmakta olan Harry S. Truman getirilmiştir!
Hatırlanacağı üzere iki kutuplu dünya sistemi 1946’da kurulmuştu! Harry S Truman ise 1945’de
göreve getirilmişti! Bakınız, Truman döneminde dünyayı yakından ilgilendiren ne tür önemli
kararlara imza atılmıştır! Tesadüfe bakın ki CIA, Birleşmiş Milletler ve NATO Truman’ın imzası
ile kurulmuştur! 1945 Ağustos’unda Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması kararını
Truman vermiştir. Bakınız günümüzde uluslararası sermayenin ekonomide ve siyasette ipleri
elinde bulundurabilmesinin en önemli aracı olarak Federal Rezerv Bank gösterilmektedir. Bu
kuruluş Amerika ekonomisine hakim olup, ülkenin dış ilişkilerinde de hükümetten daha etkilidir.
Özel bankaların birleşmesinden oluşan bu kurumun hâkimi ülkenin büyük bankalarını elinde
tutan uluslararası sermayenin kendisidir. Konunun uzmanları Federal Rezerv Bank’ın
Amerikan senatosundan da, Beyaz Saray’dan da daha etkin bir organizasyon olduğunu ifade
etmektedirler.
1869 yılında J. P. Morgan, Londra’ya giderek Rothschild’lerin temsilcisi olacak bir bankayı
Amerika’da açma anlaşması yapmıştır. Bu gelişmenin ardından 1893 yılında ABD’de büyük
bankerlerin yerel bankalara verdikleri kredileri geri çağırmaları ile meşhur panik yaşanmıştır.
Amerikan Kongresini ülkenin bankacılık işlerini daha iyi kontrol edecek bir sistem bulmaya
yönelten en etkili kriz ise 1907 paniği olmuştur. 1893 ve 1907 krizlerinin çözümü olarak Merkez
Bankasının” kurulması fikri ileri sürülmüştür! Bankerlerin bu iş için kullandıkları adam ise
Rockefeller kardeşlerin kayınpederi olan senatör Nelson Aldrich olmuştur.
Bu şahıs Ulusal Para Komisyonuna getirilmiş, bankacılık ve para reformlarını hazırlama
çalışmaları yapmakla görevlendirilmişti. Bu nedenle söz konusu Komisyon ile birlikte bu zat iki
yıl boyunca Avrupa’daki merkez bankalarını gezmişti. Dönüşünde, Kasım 1910’da Jekyll
adasında Morgan’ın sahibi olduğu bir avcılık kulübünde gizli bir toplantı düzenlemiştir.
İşte Federal Rezervin yaratıldığı toplantı budur. Senatör Aldrich’ten başka toplantıya giden
trende bulunanların ünvanları şöyleydi; Hazine Başkan Yardımcısı, uluslararası banker KuhnLoeb’un

sahibi olduğu bir bankanın –söz konusu banka bugün birleşmeler sonucu Citibank
denilen dev olmuştur- başkanı, J.P. Morgan’ın kıdemli bir ortağı, J. P. Morgan’ın bankalarından
birinin başkanı, Paul Warburg -aynı zamanda Kuhn-Loeb’in ortağı-, Morgan’ın başka bir
bankasının başkanı.
Bu şahıslar yolculuklarının ilk aşamasında gizlilik yemini ettiler. Fakat yıllar sonra Kuhn –
Loeb’in yöneticisi bu toplantıyı kamuoyuna itiraf etmiştir. Bu zat yaptığı açıklamada
oluşturdukları planlardan halkın haberi olması halinde asla başarılı olamayacaklarını gayet iyi
bildiklerini söylemiştir.
Sonuçta aşikâr olarak karşımızda duran gerçek; Federal Rezervin kurulması hakkındaki kanun
taslağının, ABD halkının seçilmiş vekilleri tarafından veya onları bilgisi dahilinde değil, çoğu
1907 paniğinin ateşleyicisi olan J. P. Morgan’a bağlı bir grup banker tarafından gizlilik
içerisinde hazırlanmış olduğudur.
Kongre üyesi Lindbergh (Atlantik okyanusunu uçakla tek başına ilk defa geçen ünlü kahraman
pilotun babası) Amerikan halkını bu konuda kayıtlara geçen şu sözleriyle uyarmıştır; “Federal
Rezerv kanunu yeryüzü üzerindeki en olağanüstü tröstü yaratmaktadır. Amerika Başkanı bu
kanunu imzaladığı anda paranın gücünden oluşan görünmez bir hükümet kanunî hale
getirilecektir. Bu kanun, tröst ne zaman isterse o zaman enflasyon olmasına sebep olacak bir
kanundur. Bundan sonra krizler bilimsel olarak oluşturulacaktır.”i Ve kısa sürede de tamamen
haklı olduğu ortaya çıkmıştır!!!!
Lindbergh’den daha yakın bir zamanda başka bir kongre üyesi Wright Patman da, (aynı
zamanda Hükümet Bankacılık ve Para Komitesi Başkanı) şöyle demekteydi; “Bugün bu ülkede
esasında bizim iki hükümetimiz mevcut. Bir resmi anayasal hükümetimiz var. Bir de esasında
anayasamızın sadece kongremize tanımış olduğu para gücünü kullanma yetkisini kullanan
bağımsız, kontrol edilmeyen, ikinci bir hükümetimiz var: Federal Rezerv.” 1970’lere
gelindiğinde kongre üyesi Wright Patman, Federal Rezervin, bir devlet kurumu olan Genel
Muhasebe Bürosu tarafından tam olarak denetlenmesi için kanun tasarısı sundu. Tasarıyı
sunan kongre üyesine göre böyle bir denetleme seçimle iş başına gelmiş hükümet yetkililerinin
Federal Rezerv hakkında tam ve doğru bilgi edinebilmeleri için mutlaka gerekliydi, çünkü bu
kuruluş hayata geçirildiği 1913 yılından beri hiç denetime tabi tutulmamıştı!
Sunduğu kanun tasarısına karşı oluşturulan tepkiden büyük şaşkınlığa düşen Patman, şöyle
yazmıştır: “Federal Rezervin yönetim kurulundan kuvvetli bir karşı koyma bekliyordum, fakat
bu tasarının yürürlüğe girmesini önlemek amacıyla böylesine geniş ve güçlü bir lobi faaliyeti
karşısında hayretler içerisinde kaldığımı söylemeliyim. Bu durum tek başına bile bağımsız ve
detaylı bir incelemenin halk yararı açısından şart olduğunu kanıtlamaya yeterlidir.”
Sonuçta Kongre üyesi Patman yenilgiye uğratıldı. Federal Rezervin defterleri kurulduğu
günden bugüne kadar hiçbir zaman incelenememiştir!!! Nasıl ki uluslararası sermayenin
ekonomide ve siyasette ipleri elinde bulundurabilmesinin en önemli aracı Federal Rezerv ise,
onun tüm bunları yaparken gizli kalabilmesinin en önemli aracı da vakıflardır. Bu konuda öncü
Rockefeller ailesidir. 1916 yılına kadar gazetelerde Amerikanın en zengin insanı olarak boy
gösteren baba David Rockefeller daha sonraları zenginliğini kendi icat ettiği vakıflar yoluyla
hem halktan hem de vergi memurlarından saklamayı başarmıştır. Rockefeller ailesi, bu
kurumları kendi hukuk bürolarının süper zeki avukatlarına hazırlattıkları ve besledikleri
politikacılar sayesinde de yasallaştırdıkları kanunlar ile yaratmışlardır. Bugün Amerikanın
süper zenginleri kendilerini işte bu yolla gizlemekte ve ayrıca diğer vatandaşların ödemek
zorunda olduğu acımasız vergilerden de sıyrılmaktadırlar. Vakıflar sisteminin püf noktası
mülkiyet hakkını devredip, yönetim hakkını kendinde saklı tutmaktır. Yalnız bütün vakıflar aynı
değildir. Ülkede sadece bir avuç avukat Rockefeller’lerin kullandığı türden vakıfları kurma
bilgisine sahiptir. Bu tür kurumlar sadece veraset vergisini ortadan kaldırmakla veya gelir
vergisini azaltmakla kalmayıp aynı zamanda da tam bir gizlilik sağlarlar. Teorik olarak tröst
yöneticileri –kendi yöneticileriyle (örneğin Rockefeller’lerle) yaptıkları gizli toplantılar sonucutröst

altında limitsiz sayıda başka tröstler yaratabilirler. Böyle bir yapı içerisinde küçük bir
çabayla vergiler elimine edilebilir. Ve biraz daha fazla bir çabayla da sahip olunan varlıkların
değeri tamamen saklanabilir.
1916’dan beri halkın, değil Rockefeller’lerin servetini ve gücünü bilmek, tahmin etmek için bile
elinde hiçbir ipucu yoktur. Fakat halkın Rockefeller’lerin serveti hakkındaki kuşkuları o kadar
büyüktü ki, ailenin mali danışmanı olan zat Hükümetin Yargı Komitesinin önünde ifade
vermeğe çağrıldı. Amaç bu ailenin tek başına ülke ekonomisi üzerinde aşırıya varan bir etki
gücünün olup olmadığının araştırılmasıydı. Söz konusu bu zat son derece karışık rakamlar ve
grafiklerle yaptığı temsilde temel olarak sadece iki tröstten bahsederek Rockefeller ailesinin
mal varlığını bir milyar dolar civarında göstermeye çalıştı. Oysaki birçok kaynak bu ailenin
200’ün üzerinde tröst ve vakfa sahip olduğunu belirtmekteydi. Tahmin edilen ise bu rakamın
da ötesinde ailenin yüzlerce hatta binlerce vakfa ve tröste daha sahip olduğuydu.
Ulus devletlerin uzun zamandan buyana tasfiye edilerek yeni dünya düzeni altında bir
merkezden yönetilmesi Yeni Dijital Dünya Düzeninin kurulması planlanı ve bu planlamayı
yapanların kağıt parayı ortadan kaldırıp dijital kripto para sistemine geçme niyetlerinin olduğu
uzun yıllardır dillendirilmektedir.
Yine bu üst aklın kimlikleri değersizleştirerek yerine yüz tanıma sistemine geçilmesinin
planlandığı konuşuluyor. Yakın gelecekte bazı ülkelerin seçimleri Blockchain üzerinden
yapmaya hazırlandıkları da ifade edilmektedir. Tüm bu değişim ve dönüşümün Blockchain
kayıt protokolü ile yapılacağı ifade edilmektedir. Buna göre dünyadaki tüm bilgilerin, (doğum,
ölüm, kimlik, pasaport, yüz tanıma, banka, para, seçimler vb) yüz binlerce bilgisayardan oluşan
Blockchain kayıt sisteminde tek elde toplanması hedefleniyor.
Blockchain teknolojisinin yakın gelecekte ulus devletleri iyice aşındırarak vatandaş ile
bağlarının git gide ortadan kalkmasına vesile olacağı ciddi anlamda tartışılmakla beraber
özellikle finansal piyasalarda manipülasyonun çok sık görüldüğü elektronik paralar yoluyla
“Tek Sanal Para” uygulamasının hayata geçirilmesi şu an için imkansız görünmektedir. Bunun
temel nedeni de dolaşımdaki para miktarı (emisyonun) denetiminden sorumlu merkezi bir
idarenin olamamasıdır..
Gelelim onca lafı güzaf arasında, blockchain mantığının ciddi bir ilerleme sağladığı ödeme
sistemlerine.. Gerçekten bugün dünyanın tüm ülkeleri, ABD’nin rezerv para olarak dış ticarette
kullanılma saygınlığını Bretton Woods Sistemi (1945-1973) yıkıldıktan sonra da koruyan ulusal
para biriminin transferi için oluşturduğu Swift sistemini, dış politika amaçları ve yaptırım
uygulamak istedikleri ülkelere karşı bir silah olarak çok sık kullanmasından rahatsızdırlar. Bu
rahatsızlık yoğun bir şekilde ABD doları dışında uluslararası kabul gören bir para ve ödeme
sistemi arayışını artırmıştır. Bu çaba elbette bir sonuca varacaktır. Bu noktada, %50sinden
fazlasının Çin menşeli oyuncuların elinde olduğu bilinen web siteleri üzerinden bitcoin (btc) ve
ripple (xrp) gibi sanal para birimlerinden herhangi biri ile anonim bir şekilde bir cüzdandan
başka bir cüzdana serveti aktarmak çok kolaylaşmıştır. Yani ödeme sistemi üzerinde ABD
zorbalığını kırabilecek çok önemli bir adım atılmıştır. Ama bunu tamamlayacak adım olan ABD
dolarını ikame edecek güvenilir ve Ulusal Devletlerin hepsinin kabul ettiği bir para birimi
üzerinde anlaşmak için daha çok zaman var gibi gözükmektedir!!! 2000 adetten daha fazla
farklı kripto paranın işlem gördüğü tezgahüstü sanal pazarlardaki günlük oynaklık bu tespitin
öncelikle nedenidir.
Mesela ABD’de çok kullanılan ve yatımcının ekonomiye güvenini gösteren Tüketici Güven
Endeksi gibi finansal piyasalara güvenini de ifade eden VIX Korku Endeksinin işleyiş
mantığında finansal varlıkların değerindeki oynaklığın artışı risk artışı anlamına gelmekte
olduğundan, söz konusu finansal pazarlardan da acilen kaçmayı gerektirir. BTC ve XRP gibi
kripto paraların oynaklığı yüksek ve riskli bir yatırım aracı görüntüsü muhafaza ediyor olmaları
ülkeler arasında USD’nin yerine dış ticaret ve servet biriktirmede ikame edilmesine yönelik bir
güveni de tesis edilememsinii getirmektedir!!!
Öte yandan Korono krizinin bir pendemik haline gelerek belirsiz bir süre yaşamlarımıza sınırsı
bir şekilde etki etmeyi sürdüreceği net olmakla beraber, sonrasına ilişkin olarak bazı tespitleri
şu andan yapabilmek mümkündür: 1) Ölüm sayısı olarak geçmişte yaşanan salgınlar kadar
dehşet yaratmayacak olsa da bulaşma hızı dikkat çekicidir, 2) Tarihte ilk defa egemen ve
kapitalist devletlerin vatandaşlarına bu kadar hızlı bulaşarak sadece doğduğu Çin ve ya da
Afrikayı talan eden Ebola ve AİDS’ten farklılık göstermiştir. 3) Avrupa Birliği, İngiltere’nin
ABD’nin Truva atı olarak tamamen Birlik ile yollarını ayırmasından sonra kenetlenecek derken
can derdine düşüldüğünde, nasıl üyeler arası kopuşlar olduğunu somut bir şekilde dünyaya
göstermiştir. 4) ULUS DEVLETLER DAHA DA GÜÇLENMİŞ VE MÜSTEBİT HALE GELEREK
GÜCÜ PAYLAŞMAKTAN UZAKLAŞACAKLARDIR!!!
Sonuç olarak günümüzde Blockchain teknolojisinin arkasındaki finansörler ne kadar ulus
devlet ile yer yer itişen kapitalist tröstler olsa da, Korono krizi, ulus devletlerin yaşananlar
karşısında daha içe kapanık ve daha kontrolcü bir hale gelmesine neden olacağından
sözkonusu tröstlerin ulus devleti dolaylı kontrole devam etmeye çalışarak bazı üst akıl
mavrasını efsunlu bir şekilde kullandıklarında özledikleri gibi ulus devletleri tasfiye şansı
bulamayacaklardır!!!
Bu tahlili, dünya sahnesinde güç kullanmaktan çekinmeyen devletlerin demokratik seçimler ile
başa geçen liderlerine bakıldığında daha da pekişmektedir. Rusya’da Putin, ABD’de Trump,
Türkiye’de Erdoğan, Çin’de Şi Çinping gibi liderlerin en önemli ortak özelliği, devlet aygıtını bir
şirket gibi yönetip; diğer tüm güçleri bu aygıtın denetimi altına alma konusundaki hassas
çabalarıdır. Dolayısıyla, üst akıl; yan akıl; çel akıl hayülası maalesef gölgesi büyük bir
potansiyel düşman olarak çeşitli kalemşörlerin muhabbeti olmaya devam edecektir. Ve gerçek
anlamda bir dünya egemenliği için bahar bu bahar değildir!!!
Onlar için vuslat daha çok uzaktır)
22/03/2020 Krizin Göbeği…..

 

Dr. Murad KAYACAN                                     Gökhan Güler
www.muradhoca.com
www.facebook.com/muradkayacan    
                          SPK Kurumsal Yönetim Derecelendirme Lisansı  
                                              (Sicil No: 701789)
                                              SPK Düzey III. Lisansı (Sicil No: 213641)
                                              KGK Bağımsız Denetçi (Sicil No: BD/2013/02943)
                                              TURMOB Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir (SMMM)
                                              (Ruhsat no: 34228376)